Bugün dünya genelinde en fazla ziyaret edilen müzelerden biri olarak güncel konumunda Ayasofya Camii, dünya sanat ve mimarlık tarihi açısından en görkemli anıtlardan biri olarak kabul edilmektedir. Tarih içerisinde dünyanın harikalarından biri olarak da görülen Ayasofya her çağda ayrı bir öneme sahip olmuş ve her medeniyette de farklı bir yer bulmayı başarmıştır.

Tarih içerisinde yaklaşık 1000 yıl boyunca kilise olarak kullanılan bu yapı, 1453 yılında Fatih Sultan Mehmet tarafından İstanbul’un fethi gerçekleştirildikten sonra artık bir camii olarak kullanılmaya başlanmıştır. Yaklaşık 500 yıl camii olarak vazife gören Ayasofya cumhuriyetin ilanından sonra Atatürk’ün verdiği emir ile birlikte Bakanlar Kurulu tarafından alınan karar bağlamında da 1935 yılında bir müzeye çevrilmiş ve dünya genelinden gelen ziyaretçilere kapılarını açmıştır. Son olarak 2020 yılında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından verilen karara bağlı olarak da tekrardan camiye çevrilmiştir ve Ayasofya Camii olarak Müslümanların ibadeti için açılmıştır.

Ayasofya Nedir?

Aslında yapı ilk inşa edildiği dönemde Megale Ekklesia yani Büyük Kilise olarak adlandırılmıştır. Sonrasında ise 5. Yüzyıl itibari ile Sophia şeklinde adlandırılsa da halk tarafından Büyük Kilise şeklinde anılmaya devam edilmiştir. Bugünkü Ayasofya ismini ise 1453 yılında gerçekleşen fetihten sonrasında almıştır.

Kelimenin anlamına bakıldığında, Sophia aslında bir azizenin ismi sanılsa da kilise anlamına yani Hristiyan üçlenmesindeki ikinci öğe olan Kutsal Hikmet anlamında adanmış bir isimdir. Osmanlı İmparatorluğu ile birlikte aldığı Ayasofya ismi ise “Aya” yani “azize/kutsal” anlamına gelen kelimenin “bilgelik” anlamına gelen “Sophos” kelimesi ile birleşmesi sayesinde ortaya çıkmıştır. Yani bugün kullanılan ismi ile Ayasofya ismi “Kutsal Bilgelik” anlamı oluşturmaktadır.

Ayasofya’nın Tarihi

İlk inşa edildiğinde yapılan ilk binası ile birlikte İstanbul’da Sarayburnu olarak bilinen tepede 4. yüzyılda bir bazilika olarak ahşap şekilde inşa edilmiştir. Daha sonraki süreçte bir yangında küle dönen bu kilise, 5. yüzyılda 5 nefli olarak tekrar inşa edilmiştir. Fakat kötü bir talihe sahip olan bu kilise, 6. yüzyılda yeniden bir yangında küle dönüşmüş ve çığır açıcı bir inşaat yapılması açısından döneminde İmparator İustinianus (527-565) tarafından görkemli bir şekilde dönemin önemli mimarları sayesinde tekrar inşa ettirilmiştir. Uzun yıllar boyunca süren bu inşaat sonucunda yine görkemli bir tören ile Yeni Ayasofya’nın açılışı yapılmıştır.

Kilise yeniden inşa edilirken, imparatorluğun her noktasından malzemeler getirilmiştir. Mermer sütunlar Artemis Tapınağı’ndan ve Suriye’deki Ba’lebek gibi noktalardan getirilmiştir. Kilisenin kubbesi çok büyük bir boyuta sahip olarak dünyada örneği bulunmayan bir yapı sağlarken, ön kapısı imparatorlar kapısı olarak inşa edilmiştir.

Ayasofya Müzesi?

Yapı, cumhuriyet tarihi içerisinde çok uzun yıllar boyunca müze olarak ziyarete tutulmuştur. Bu tarih içinde dünyanın her ülkesinden ve her milletinden ziyaretçilerin akınına uğramaya devam etmiştir. Bugün bir camii olarak hizmet verse de halen bir müze olarak ve  tarihi anıt olarak da ziyaret edilmektedir. Yapının inşa tarihine ve geçmişine bakıldığında da müze olarak önemli bir değere sahiptir. Yapı içerisinde özellikle mozaikler ve freskler çok büyük bir önem göstermektedir. Kilise mozaiklerine bakıldığında;

  • 843 tarihli olarak, tavanda muhteşem bir şekilde görülen Haz. Meryem’in kucağında. İsa resmedilen Apsis Mozaiği,
  • Apsise sonradan 9. Yüzyılda eklenen Cebrail ve Mikail tasvirleri,
  • İmparatorluk kapısı üzerinde 10. Yüzyıl tarihli imparatoru kutsayan Hz. İsa tasviri,
  • 1849 yılında restorasyon sırasında açığa çıkarılan, Güzel Kapı üzerinde yer alan Hz. Meryem’in kucağında Hz. İsa ve İmparator Konstantinos’un ellerinde İstanbul ve İustinianus ellerinde Ayasofya tabiri ile kutsanmak tasviri,
  • Pandantiflerin köşelerinde yer alan cennette Tanrı’nın tahtını koruduğuna inanılan Seraphim melekleri tasviri,
  • Yüzyıl tahminli tympanon duvarlarında ki Aziz tasvirleri,
  • Yüzyıl tarihli, VI. Leon’un saltanatına ortak ettiği kardeşi İmparator Aleksandros (912-913) tasviri,
  • 11 ve 12. Yüzyıllarda bağış yapan imparatorlar için yapılan Zoe ve Komnenos tasvirleri,
  • Yüzyıl tarihli ve Doğu Roma resim sanatında önemli yeri bulunan Deisis kompozisyonu mozaikleri yer almaktadır.

Tarih boyunca değişen dönemlerde farklı mozaikler, tasvirler ve İslamiyet döneminde de yine Müslümanlık ile ilgili eklentiler sağlanan Ayasofya günümüze kadarki değişimleri ile birlikte bugüne ulaşmıştır. Tarih için minareleri, payandaları, dilek sütunu, mermer küpler, minber, Hünkar mahfili, mihrap, mihrap çevresindeki estetik çiniler, hat levhaları, bahçesindeki özel şadırvan, Sultan I. Mahmud tarafından yaptırılan kütüphane, Sultan Abdülmecid mozaik tuğrası gibi ayrıntılar ile daha süslü bir hale gelmiştir.

Ayasofya Hat Levhaları

Bugün İstanbul’a giderken herkesin hayallerinden birisi Ayasofya’yı ziyaret etmektir. Daha öncesinde ziyaret etmiş kişilerin birçoğunun da evinde Ayasofya’nın iç kısmında bulunan 8 adet büyük hat levhanın minik örnekleri yer almaktadır. Bu levhalar İslamiyet dünyasında Ayasofya ile özdeşleşmiş bir yapı sağlarken, Sultan Abdülmecid döneminde onarımlar gerçekleştirildiği sırada Kazasker Mustafa İzzet efendi tarafından yazılmıştır. Hat levhalarda sırası ile

  • Allah,
  • Muhammed,
  • Ebu Bekir,
  • Ömer,
  • Osman,
  • Ali,
  • Hasan,
  • Hüseyin isimleri yer almaktadır.

Dev bir boyuta sahip olan bu levhalar, 7,5 metre çapı ile birlikte her harf kalınlığı 35 santimetre gibi boyut oluşturan bir özellik göstermektedir.

yazar hakkında